
Buckethead'in "In Search Of The..." isimli 13 disklik özel albümünün incelemesinin ikinci bölümü. Bu bölümde R, C, H ve O disklerinden beğendiğim parçaları inceleyeceğim. R - R-3 sakin ve güzel bir gitarla başlıyor. Bateri ise minik vuruşlarla destekliyor. Ortaya güzel bir tablo çıkıyor ve bu parça boyunca devam ediyor. R-5'te ise yine funk var gizliden gizliye. Buckethead'in soloları buna uygun gidiyor. Bir süre sonra solo bir üst tona çıkıyor ve baştaki bölüme oranla hızlanıyor ama hala temel funk hissiyatından kopmuyor. C - C-1'deki Buckethead soloları 1970'ler rock dönemini hatırlatıyor. Uzun, [...]

Buckethead hayranlığımı gizlememe gerek yok. Çok yetenekli bir gitarist olmasının yanı sıra asosyalin önde gideni. Ama yaptıkları da tüm saygımı hakedecek kadar başarılı. Bu sene çok beğendiğim Pepper's Ghost albümünü de bu sayfalarda incelemiştim. Geçmişi hakkında da detaya gerek yok zira inceleyeceğim özel albümü yeterinde yer tutacak. Neresinden gireceğim neresinden çıkacağım bu albümün bilmiyorum. Albüm demek aslında doğru değil. "In Search Of The..." Buckethead'in albümün ismindeki her harfe bir disk adadığı özel bir seri. 13 diskten oluşuyor ve tabiri caizse "oha" dedirtiyor. 9,5 saatlik bir Buckethead solo dinletisi. Kapakların hepsini eliyle çizmiş Buckethead efendimiz. Disk'leri de kendi kaydetmiş, [...]

Pheek ile e-mail yoluyla bir röportaj yaptım. Anlaşmamız üzerine 10 soruya kısa cevap yerine 5 soruya uzun cevap verdi. Cevaplar beklediğimden de uzun çıktı. Amerika kıtasının sürekli daha da ünlenen bu özgün prodüktörünün röportajını umarım beğenirsiniz. Herkese şimdiden iyi okumalar. SG - Senin müziği kültüren anlamda paylaşmayı hedefleyen geniş bir artistik bakış açın var. Bunu Archipel adlı plak şirketinde de vurguluyorsun. Bu fikir nereden çıktı ve şu an hangi noktada? Pheek - Bu konu artık iyice dikkat çekmeye başladı. Aslında herkesin yeni bir plak şirketi başlatırkenki hikayesine benziyor. [...]

Hayır Fin değiller. Hatta alakaları bile yok. Onbinlerce kilometre uzaktan, Avustralya'dan çıkan bir grup Architecture In Helsinki veya kısa adıyla AIH. Hani AIH ne yapıyor müzikal olarak dersek indie pop tarzı bir durum çıkıyor karşımıza. Bunun haricinde oldukça farklı bir yapıları var. Melbourne'lü grup eğlenceli ama biraz sanatsal kaçan bu tarzıyla oldukça ilgi çekti bugüne kadar. Grubun farklı eğlence tarzı performanslarında doğrudan dinleyiciye de yansıyor. Aslında pek de ufak olmayan bir dinleyici kitleleri var ama tarzlarının farklılığı sebebiyle genel dinleyiciye pek ulaşabilmiş değiller. Böyle bir amaçları da yok. Her albümde bu konuda en ufak adım [...]

Şimdi herkes biliyor genelde tek plak incelemesi yapmıyorum. Ancak konu Taylan'ın çıkardığı plak olunca bu konuda hiç çekinmeden bir istisna yapacağım. Sebepleri de aşağıda var zaten. Sonuçta dostum olmasının da ayrı bir etkinliği var tabii sebeplerden önce. Bu istisnalardan ilki Taylan'ın müstesna bir insan olması. Birinci olarak girdiği Mimar Sinan Resim bölümünü sittin senede bitirememesinin tek sebebi müzik aşkı. Müzik aşkı yüzünden hiç alakası olmadığı halde yapmadığı iş kalmadı adamın. Yıllar yılı onca zarar etmesine rağmen inandığı müziği insanlara Gizli Bahçe, Auf, Dulcinea ve adını hatırlamadığım birçok mekanda müzik yönetmenliğini yaparak iletmeye çalıştı. Bunun yanında benim 2003-2006 arasında [...]

UNKLE aksak ritmlerin üstadlarından. Zaman içinde birçok değişim geçiren grup daha önce bu sayfalara "Self Defence" adlı 4 disklik albümleriyle de konuk olmuştu. Bu yüzden tanıtım sefasını es geçmemden kimse rahatsızlık duymaz herhalde. UNKLE'ın müziği zaman içerisinde grup elemanlarının da değişimi sebebiyle birçok yönden değişime gitti. Breakbeat, Trip Hop, Elektro Rock gibi birçok türü albümlerinde barındıran grup her zaman farklı albümlerle karşımıza çıktı bu devinim sayesinde. Temmuz ayının başında çıkan War Stories albümlerinden bahsetmek gerekirse öncelikle son dönemde öne çıkıp savaşa dokunduran ender çalışmalardan biri olduğunu söylemek gerekir. Albümün adı isim olsun diye konulmadı. [...]

Ergenlik yıllarımızın güzide grubu Erasure. Elektro pop/Synth pop konusunda efsaneler arasında çoktan yerlerini aldılar. Andy Bell ve Vince Clarke'ın 1985 yılında göle yoğurt çalarak başlattıkları bir oluşum şimdilerde çoktan yoğurda dönmüş gölde bir esinti yaratıyor. Erasure'ı anlatmak zor aslında. Arkalarında bir ton hit, milyonlarca albüm satışı bırakmış bir grup. Başladığında alternatif olarak algılandıktan sonra ortaya çıkardıkları çalışmalar tüm dünyayı sarsmaya başlayınca elektro pop, synth pop ve elektro disko türlerinin gelişmesinde büyük bir pay sahibiler her ne kadar birçok insana basit pop gibi gelseler de. Benim için de yerleri apayrı grubun. Aldığım ilk single onların Abba [...]
Bir kere 43 yıllık bir gruptan bahsedeceğiz. Bu iş kolay değil. Müzikal birliktelikleri benden bile 14 yaş büyük bu insanların. Velhasıl şöyle bir durup da düşünmek gerekiyor akla gelenleri yazmadan önce. Kool & The Gang bu 43 yıl boyunca müzikal açıdan birçok değişim geçirmiş, bu değişimleri de dinleyici kitlesiyle başarılı bir şekilde kotarmış bir oluşum (Disko dönemi hariç). "Abi nerede eski Metallica" denildiği şu güzelim dünyada oldukça zor bir iş bu. Ama genelinde başaran var görüğümüz gibi. Kariyerlerine önce cazla adım atan grup daha sonra R&B ve Funk türlerinin öncüleri arasında yer aldı efsanevi 60 ve [...]

Manteca, vokalist Martha Acosta ve bas gitarist Don Fiora (Javier Fioramonti)'dan oluşan Kolombiya asıllı bir grup. Edinburgh festivalindeki bir performans için bir araya gelen ikili o zaman bu grubun temellerini atmışlar. Konserlerindeki parti havası sebebiyle de Latin Funk Jazz konusunda her zaman aranan isim olmuşlar. Martha grupta sürücü koltuğunda ve parçaları yazıp besteliyor. Salsa'ya biraz daha geniş bir açıyla bakıyor ve sınırlamalarına pek aldırmıyor. Modern müzik anlayışında onun bu tarzı çok daha beğeni kazanıyor. Böylece de ortaya bir Manteca fırtınası çıkıyor. Açıkçası albümü dinlemek yürek gerektiriyor. Bu denli hareketli, eğlenceli ve insanı dans etmeye dürten [...]

İki isim. İki devasa isim. Gitarda Christian Fennesz, piyanoda Ryuichi Sakamoto. Elektronik altyapılarda ikisi de çalışmış. Bize yeni bir okyanus yaratmışlar. Üzerinde rüzgarın tam kıvamında estiği, güneşin suyu pırıl pırıl parlattığı, her şeyin güzel olduğu bir okyanus. Yunusları bile görüyoruz zaman zaman. Christian Fennesz geçen sene ülkemizde Babylon'da performans sergiledi. Nota denizinin hakimlerinden biri olan bu yeteneğin konserine Misak Tunçboyacı ile birlitke gitmiştik ve hayran kalmıştık bir kez daha. Ryuichi Sakamoto ise Japonya'dan çıkan Kitaro benzeri çok yönlü bir sanatçı. David Sylvian'la sayısız çalışma yaptı ve 1978'de çıkardığı ilk albümden beri hala gündem yaratmaya devam ediyor. [...]

Son dönemin yükselen elektronik müzik türevlerinden biri olan elektro rock yeni bir isme kavuştu Mayıs ayında. Bu isim Von Südenfed. Andi Toma, Jan St. Werner ve Mark E. Smith'den oluşan grup Mayıs ayının ortasında "Fledermaus Can't Get It" adlı bir single yayınladılar ve endüstriyel rock etkili elektro rock tarzlarıyla dikkat çektiler. Bunu 3 hafta sonra ilk albümler "Tromatic Reflexxions" izledi. Aslında gruptaki iki kişi bize yabancı değil. Andi Toma ve Jan St. Werner aynı zamanda ülkemize de IKSV Phonem Festivali kapsamında gelen Mouse On Mars grubunu oluşturuyorlar. Mouse On Mars'ı seven ve buradaki performanslarına bayılan biri olarak [...]